Kas 24   Blogunuz kime hitap ediyor?

Tags Kategori? Araç Gereç  | Yorumlar » 37 yorum

Okunabilirlik?Erkan Saka’nın blogunda gözüme takılan yeni bir araç var. Blog Readability Test (Blog okunabilirlik testi) adı verilen bu analiz aracı sayesinde blogunuzun hangi eğitim seyisindeki insanlara hitap ettiğini bulabiliyorsunuz. Henüz ne gibi bir içerik/bağlantı analiziyle bunu keşfettiklerini bilmesem de okuduğunuz bloglar için çıkardığı sonuçlar eğlendirici. Bu blog için genious (dahi) olunmak gerektiği gördüğümde biraz hayal kırıklığına uğradığım, çünkü başlarken herkese hitap etsin diye yazmak istediğim blogumu kişisel meraklarımın kölesi yaptığımı gördüm :(

Kendi blogum dışında merak edip de test ettiğim, zevkle okuduğum bazı blogların sonuçları işe şunlar:

Siz de kendi blogunuzun seviyesini ya da kime hitap eden blogları takip ettiğinizi merak ediyorsanız blog readability test‘e doğru yola koyulun.

Kas 03   Mac OS X Leopard’la yeni bir hafta

Tags Kategori? Apple  | Yorumlar » 38 yorum

Hızlıca geçiş yaptığım Leopard’la ilgili izlenimlerimi hemen paylaşmak istediğimden uzunca bir yazı çıktı ortaya, anlatmaya başlıyorum…

Mac OS X Leopard

Herşeyden önce gerek Bilkom’un gerek de Apple’ın Avrupadaki satış stratejisinin dezavantajlarıyla çalkalanmakta olduğumuzdan her zaman Apple ürünlerinden uzak kalıyoruz. Ne desek boş sana Bilkom! Ben de her ne kadar karşı koymaya çalışsam da Steve Jobs’ın bizi yeniden kandırması üzerine 12 yıl aradan sonra yeniden bir Mac yüzü gördüm. Leopard çıktığına göre yeni bir iMac ya da MacBook almak isteyenler için zaman gelmiş bulunmakta. Hazır konusu açıkmışken, öncelikle küçük bir oylama yapmakta yarar var sanırım: n

Mac’e geçmeyi düşünür müsünüz?
| Sonuçlar

Yazının devamında Leopard ile ilgili ilk görüşlerimi aktaracağım, henüz çok kurcalama şansı bulamadığımdan yanlış bilgiler veriyor olabilirim, kusura bakmayın. Katılmadığınız noktaları mutlaka belirtin bu nedenle :D

Leopard WWDC 2007‘de Steve Jobs’tan da duyduğumuz üzere Tiger’dan çok ayrı yeni bir sistem değil. Yani eskiden Mac OS X’i sevmeyenlere yeni bir şans daha yaratmıyor ama Time Machine gibi fantastik yeni paketlerle geliyor. Kısaca, tüm gözlemlerimi özetlersem: DEVAMINI DA OKU »»»

Eki 27   CSS’e TrueType Yazı Tipleri Gömmek

Tags Kategori? Web Dünyası  | Yorumlar » 25 yorum

CSS ve TrueType Yazı TipleriWeb sayfalarının büyük bir bölümü yazı formundadır, yani multimedya bileşenler her zaman yazının gerisinde kalır. Bu nedenle sayfaların kullanıcı dostu hale getirilmesinde en optimum nokta genelde yazı bileşenleri üzerinden bulunmaya çalışılır. Farklı yazı tipleri kullanmak de kullanıcı dostu arayüzler yaratmak için en etkili yöntemlerden biridir. Fakat yazı tipleri setimiz sınırlıdır. Bu nedenle genelde, evrensel olarak her makinede var olduğuna inandığımız Arial, Times New Roman, Verdana, Tahoma gibi tipleri kullanmak zorunda kalır ve bir bakıma kendimizi kısıtlarız.

Hakon Wium Lie'ye göre sınırları kaldırma fikri ilk 1998'de gerçekleştirilmeye çalışılmış ama bir tür tarayıcı kavgasına döndüğünden kendi amacının dışına çıkıp unutulmuş. 98'e geri döndüğümüzde Netscape ve IE yazı tipi çeşitliği açısından bu tür bir destek vermeyi kafaya koymuşlar. Fakat iki tarayıcı da günümüzde en sık kullanılan TrueType formatını değil de kendi formatlarını yaratıp, sadece onları destekleyince tarayıcı bağımsızlığı aşılamadığı için kimse bu özellikleri kullanmamıştır.

Bu hikayeden sonra şimdi ne yapabileceğimize başlasak iyi olacak. Mesela Occidental adlıTrueType bir yazı tipini herkesin görebilmesi sağlamak için CSS dökümanımızın içine "import" etmemiz lazım. Bunun için öncelikle Occidental yazı tipini bir bağlantıyla ulaşabileceğimiz herhangi bir alana upload etmemiz gerekiyor. Bu işlemden sonra CSS'e göz atmaya başlayabiliriz.

CSS:
  1. @font-face {
  2. font-family: "Occidental";
  3. src: url(http://www.burcudogan.com/fonts/occident.ttf) format("truetype");
  4. }
  5.  
  6. h1 { font-family: "Occidental", Verdana;
  7. font-size:72px; color:#3399FF;
  8. }

Occident 67KB olduğundan download hızına ekstra bir külfet getirmeyecekdir, çünkü büyüklüğü küçük bir resime eşdeğerdir. Daha fazla örnek için Hakon Wium Lie'nin kendi makalesinde referans verdiği örneklere göz atabilirsiniz.

Adobe AIRWeb dünyaya en özgürlükçü bakış açıları getirmiş dünyalardan biridir. Her ne kadar bazı tarayıcılar özgürlüğü kirletip IE 4 günlerindeki gibi kendilerine has web siteleri yaptırma işine bile girmiş olsa da, platform bağımsızı bu büyük alan kimsenin himayesi altına girmemiştir. Hepimiz farketmişizdir, deli bir oyuncu değilsek son kullanıcı olarak vaktimizin çoğunu web'de ya web'e bizi bağlayan diğer uygulamalar üzerinde geçiririz.

AIR ile  MacOS X’de çalışan bir uygulama

Web geliştiricilerinin gene bir kısmı, web taraflı yazılımlarıyla masaüstü uygulamalar arasında bir arayüz yaratmaya çalışarak bir bakıma son kullanıcının her seferinde tarayıcı açıp, giriş yapması gibi işleri hafifletmeye çalışırlar. Örneğin Google Desktop değindiğim noktada işe yarayan araçlardandır. Herşey bu kadar karmaşıkken bir gün Adobe AIR'i geliştirir ve tüm web gelişticilerinin ürettikleri ürünü kolayca masaüstüne yerleştirebilmelerini sağlar. Artık HTML, Javascript, PHP vs. kullanarak masaüstünde çalıştırabileceğimiz web uygulamaları yazabiliyorsunuzdur - gerçi bunu biri daha yapmıştı sanırım, büyütmek abartılı olabilir. Aynı şekilde Mozilla'nın da benzer bir projesi bulunmaktadır ve hedef platform bağımsızı uygulamalar geliştirebilmekdir. DEVAMINI DA OKU »»»

PaypalPaypal'ı aktif olarak kullananların fark etmiş olması muhtamel olan yeni ödeme şekli sonunda hizmete sokuldu. Bu yeni özellik sayesinde hesabınızda kilitli kalan paranızı "debit" olarak nitelendirilen kartlara transfer edebiliyorsunuz. Paypal'ın yeni ödemi sistemi birçok kişide sevinç uyandırdıysa da hala tam olarak çözülememiş bazı noktalar var. Örneğin standart olarak Visa ve MasterCard'ların hepsine para yatırabilindiği açıklanmasına rağmen Türkiye'den MasterCard'ına para yatırabilmiş bir kişi henüz yok. Bunu nedeni Türkiye çapında MasterCard'ların "para yatırılamaz" cinsden oluşu. Bu nedenle, sürekli olarak hata mesajlarından bunalan kişilerin tek yapabileceği şey bir Visa denemesi. 5-7 arasında hesabınıza yatırılacağı söylenen miktar için 5 dolarlık bir ödeme yapıyorsunuz ve kendim dahil gözlemlediğim tüm trasferlerde ortalama 4-5 gün içerisinde paranız hesabınıza geliyor. Bunun dışında denemi fırsatı bulamadığım ama kullananların edindiği diğer tecrübeler ise şöyle:

  • Mantıken parayı sanal kartlara da transfer etmeniz mümkün. Ama en sık kullanılan sanal kartlardan Garanti'nin kartı MasterCard olduğundan sonuç almak mümkün değil.
  • Kredi kartı ödemelerinde gelen para öncelikle borcunuzu siliyor, eğer artan bir mebla var ise bu miktar hesabınıza ekleniyor.
  • Döviz kuru herzamanki gibi serbest piyasanın biraz daha altında.
  • USD hesaplarına herhangi bir kesinti olmadan paranızı aktarabiliyorsunuz. Tabii ki de 5 dolarlık ücreti hala ödemek zorundasınız.

Transfer ile sorunlu/sorunsuz herhangi bir geçmişi olanların fikirlerini elbette bekliyoruz. Paypal'ın sonunda sınırlı ülke için başlattığı bu girişimde Türkiye'nin de bulunması çok sevindirici. Sanırım "komisyoncu" kavramı artık tarih oluyor.

Eki 04   .NET’in Kaynak Koduyla Debug

Tags Kategori? Yazılım Teknolojileri  | Yorumlar » 9 yorum

.NETMicrosoft, Visual Studio 2008 ile .NET Framework'ünün kütüphanelerinin kaynak kodlarını görüntülemeye açacağını belirtmiş durumda. Geliştiricilere debug yaparken daha derin bir hata ayıklama sanatı yaşatması için düşünülmüş projenin tabii ki de belki tahmin bile edemeyeceğimiz taktiksel oluşum nedenleri var. Bu olasılıklardan bahsetmeden önce, VS2008 ile ne yapılıp ne yapılamayacağına bir göz atalım:

  • Frameworkü oluşturan sınıfların kodu görüntülenebilinir, ama değişiklik ve yeniden compile etme gibi haklar sağlanmıyor.
  • Kodu "kim, hangi grup, ne zaman geliştirdi" bilemiyoruz.
  • Kod değiştirilemeyeceği için kendi sürümlerinizi çıkarmanız imkansız.
  • Bug bulduğunuz zaman atabileceğiniz en iyi ikinci adım, bu hatayı Microsoft'a raporlamak olacak.
  • Kaynak kodu görüntülemek için kabul etmeniz gereken Microsoft'un MS Reference Licence'sı yine gündemde. Bilindiği üzere bu sertifika OSI listesinde yer almıyor. Yani bazı haberlerde "açık kaynak"terimiyle polemik yaratılmasının gerçeklerle alakası yok.

Ama asıl merak edilen konu bu adımın niye atılmış olduğu. Bir çok blog'da birçok söylenti gezmekte ki, bunların arasında en çok konuşulanları aşağıda özetlemeye çalışacağım:

  • Kodu defalarca test edecek ve bedavaya çalışacak bir yığın insan olacak.
  • Büyük .Net kullanıcılarının olası bir ihtimalle zaten kodu görme hakkı var ve bunu sağlamak için her iki tarafta bir ton lisans ve sözleşmeyle uğraşıyor.
  • Java'nın bu yılın ilk yarısında benzer olarak kaynak kodunu görüntülenmeye açması. Motivasyon arttırmak ve derine inmek acısından .NET'in bu yeni oluşumdan eksik kalmamak istemesi.
  • Eski framework'lerde yeni özellikleri kopyala/yapıştır yöntemiyle edinmek mümkün. Mesela2.0 ile çalışıp 3.5'e çıkartılamayan bir sistemde manuel olarak istenilenler yapılabilinir.

Ayrıca hatırlayanlar da hak verecektir, durum gerçekten MS C Runtime kütüphanesi ve MFC ile yaşanan prosedüre benziyor. Bunlara ek olarak, Scott Guthrie'nin blogunda yeni Visual Studio üzerinde bu yeni özelliği kullanarak debugging adımları anlatılmış. Merak edenler ilk izlenimlerini bu şekilde elde edebilirler.

Eki 01   Nesne Yönelimli Javascript

Tags Kategori? Javascript  | Yorumlar » 9 yorum

Pro Javascript TechniquesBlogum oldukça statik bir sayfa olmaya doğru yeltenmişken, yeni bir yazının tam sırası diye düşünüyorum. Konumuz JavaScript. Sanırım dünya üzerinde uzun yıllar boyunca akılda kalan ama bir türlü gerçek anlamıyla özellikleri kullanılamayan sadece ordan burdan zıplayan efektler yapmak için kullanılan tek dildir JavaScript. Her zaman bana çok angarya gelmiş ve istemci taraflı olduğundan ısınmakta zorluk çektiğimden 2005'e kadar ciddi anlamda öğrenmeyi reddetmişimdir. Ama ne olduysa 2005 - tabiiki de o XmlHttpObject denilen şey sayesinde - başına oturup, adeta yetenekleri karşısında ağzım açık bir şekilde tıkanıp, sadece daha fazla özelliğini keşfetmek için web'i, kitapları, herşeyi karıştırdığım bir dil olmuştur.

Birçok geliştiricinin arası aslında JavaScript ile iyi değildir. Prototype, Dojo, jQuery vs.nin bugün bu kadar hızlı çıkış yapmasının sebebi de budur. Bu framework'ler bize Javascript'in tüm yeteneklerini keşfetmemizde kolaylık yaratarak başta moral vermişlerdir bir kere. Ama en önemlisi, "Bir dakika, bu dilde herşey nesne yönelimli" dememizi sağlamışlardır. Evet, Javascript'te fonksiyonlar dahil herşey nesnedir.

Peki, biz neden nesne yönelimli yazmıyoruz? Başlangıç olarak basit bir nesneyi tanımlamak için neler yapmamız lazım? Başlayalım... Kareyi soyutlamaya çalışalım örnek olarak.

JavaScript:
  1. function Kare(kenar){
  2. this.kenar = kenar;
  3. // constructor,  Kare sınıfının kenar adında bir özelliği var
  4. }
  5. Kare.prototype.alan = function(){
  6. return this.kenar * this.kenar;
  7. }
  8. Kare.statikFonksiyon = function(){
  9. alert("Bu fonksiyonu çağırmak için Kare'den bir nesne yaratmak gerekmiyor.");
  10. }

Evet, örnekte ilk adım olarak bir constructor ile statik ve statik olmayan metodlar yaratmayı öğrendik. Kalıtım ve polymorphism konularını da başka bir yazıya bırakırsam sanırım size, elinizin altında hazırda çalıştırdığınız JS parçalarını bir de nesne yönelimli düşünmek için zaman verebilirim. Ayrıca "Javascript'in dönüşünü benimsiyorum, büyük çapta uygulama geliştirmek istiyorum" diyen biri gibi hissediyorsanız, John Resig'in Pro Javascript Techniques kitabı tam bir şahaser. Ama dikkatli olun, eğer bu dile yeni başlıyorsanız kesinlikle uzak durmanız gereken bir kaynak. Kitabın hedef kitlesi JavaScript'in ABC'sini çözmüş ve profesyonellik arayan kişiler.

Page 2 of 7«12345»...Last »